Sayfalar

23 Eylül 2014 Salı

Beş Yıldır Toplanamayan ESK

İş cinayetleri her gün can alıyor, taşeron işçilik artıyor, işsizlik
son 41 ayın zirvesinde, enflasyonda yükseliş sürüyor, büyüme rakamları
aşağıya doğru yuvarlanıyor, bu sorunların masaya yatırılacağı, çözüm
aranacağı Ekonomik ve Sosyal Konsey (ESK) beş yıldan bu yana
toplanamıyor.
Sadece bu sorunlar değil, işçi, memur ve emekli maaşları yükselen
enflasyon karşısında eriyor, okulların açıldığı bu günlerde sınıfta
eğitim görmesi gereken çocuklar küçük bedenleriyle tarlalarda emek
harcıyor, çocuk işçiliği yaygınlaşıyor, onca alınan önlemlere karşın
ülkenin kanayan yarası kayıt dışı istihdam çirkin yüzünü her yerde
göstermeye devam ediyor, ESK toplanamıyor.
Ekonominin ve ülkenin ötelenemez bu temel sorunları ortada dururken, işçi,
memur, işveren ve hükümet temsilcilerinin katılımı ile bunlara karşı alınacak
önlemlerin değerlendirileceği ESK, 5 Şubat 2009'dan bu yana toplanamıyor.
Ekonomide onca önemli konular gündemdeki yerini korurken, hükümet
nedendir bilinmez işçi ve işverenlerin çağrısını görmezden gelerek
Ekonomik ve Sosyal Konsey'i beş yıldır toplantıya çağırmıyor.
ESK toplantısı yerine, Mecidiyeköy'deki iş cinayetinde 10 emekçinin
yaşamını yitirmesinin ardından, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında
işçi ve işveren temsilcilerinin katılımı ile iş güvenliği zirvesi
gerçekleştiriliyor.
Asıl bu sorunun geniş kapsamlı değerlendirileceği ESK yine görmezden geliniyor.

Sosyal taraflar arasında sağlanacak diyalog ve uzlaşma ile başta ekonomi
olmak üzere ülke sorunlarına çözüm bulmak amacıyla 2001'de kurulan,
yılda en az iki kez toplanması gereken ESK bugüne dek sadece sekiz kez
toplanabildi.
ESK, bir anlamda işlevini yitirdi, hedeflenen iş barışı yeterince
sağlanamadı, çözüm bekleyen sorunlar katlanarak arttı.
ESK, çalışma barışı adına Avrupa ülkelerinin çok önemsediği bir kurum
niteliğinde.
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Avrupa'da sosyal diyaloğu sağlamak
amacıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası hayata geçirildi.
Türkiye 2001'de kurulan ESK'ya Fransa'nın ardından anayasal statü
kazandıran ikinci ülke olmasına karşın, uygulamada başarılı olamadı,
amaçlanan diyalog, uzlaşma sağlanamadı.
ESK, çalışma barışı adına Avrupa ülkelerinin çok önemsediği bir kurum
niteliğinde.
Avrupa'da hükümetler konseyin kararını çok önemsiyor, kararlarını
eksiksiz uyguluyor.
Oysa ülkemizde çok büyük savlarla kurulan, 2010'da gerçekleştirilen
referandumla anayasal statüye kavuşturulan ESK'nın varlığı kağıt
üzerinde kaldı.
Komisyon üyesi sivil toplum örgütlerinin ''ESK toplanmalıdır''
çağrılarını duymayan hükümet, bu konuda doyurucu bir açıklama bile
yapmıyor.
Moody's ve Fitch gibi uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türk
ekonomisini mercek altına aldığı, kırılgan bir yapıya doğru evrildiği
ortamda ESK, bugünlerde toplanmayacak da ne zaman toplanacak?
Cicim aylarını yaşayan hükümetin bir önceliği de ekonomik yaşamda çok
önemli işlevi bulunan, uzlaşıyı, toplumsal mutabakatı sağlayacak
Ekonomik ve Sosyal Konsey'i acilen toplantıya çağırmasıdır.
ESK, bugünlerde toplanmayacak da ne zaman toplanacak?

17 Eylül 2014 Çarşamba

İş Aslanın Midesinde

İşsizlik rakamları açıklandı, korkulan oldu.
Neredeyse her evde bir genci pençesine alan, ailesiyle birlikte
kıvrandıran işsizlik yükselişe geçti.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, Haziran ayında
işsizlik yüzde 9.1 oldu.
Mayıs ayında bu rakam yüzde 8.8'di. Yani 0.3 puanlık bir artış gerçekleşti.
Verilere göre, işsiz sayısı aynı dönemde 2 milyon 551 binden, 2 milyon
654 bine çıktı.
Bunlar resmi kayıtlar, yani bilinenler. Bir de iş arayıp da Türkiye İş
Kurumu'na başvuruda bulunmayanlar var.

Bunlar da dikkate alındığında gerçek işsiz sayısı 10 milyona yaklaşıyor.
İşsizlik erkeklerden çok kadınları olumsuz etkiliyor.
İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,3 iken kadınlarda yüzde 10,9.
Yine işsizliğin kıskacından en çok gençler etkileniyor.
15-24 yaş grubunu içeren genç nüfustaki işsizlik oranı yüzde 16,7.
Üniversiteyi bitiren, askerliğini yapan en verimli çağında evde veya
kafelerde internet başında vakit geçiren gençler, ailesine yük
olmamak, ekonomik özgürlüğüne kavuşmak amacıyla her gün yeni bir
umutla iş arıyor.
Büyük umutlarla adım attıkları üniversiteyi bitirmenin sevincini
yaşayan gençlerin bu sevinci, iş için başvurdukları kapıların birer
birer yüzlerine kapanmasıyla umutsuzluğa, karamsarlığa dönüşüyor.
İş bulsalar dahi ya çok düşük ücret, ya da sosyal güvenceden yoksun
çalışmayı kabulleniyorlar. Onu da bulabilirlerse.
İş artık aslanın ağzında değil, midesinde. Aslanın midesindeki bu işi
kapabilmek için milyonlarca kişi kıyasıya yarışıyor.
İş sahibi olabilmek işte bu denli zor.
İşsizlik, hayat pahalılığı ve terörle birlikte ülkenin en önemli
sorunu. Hatta birinci sırada.
Nüfus ile birlikte artan işsizlik yıllardır indirilemiyor, işsizler
ordusu günden güne çoğalıyor.
Çözüm ne derseniz?
Çözüm yeni istihdam alanları, nitelikli iş gücünün oluşturulması,
özellikle meslek edindirmeye yönelik eğitimlerin yaygınlaştırılarak
gençlerin buraya teşviki, sadece üniversite eğitimiyle yetinmeyerek
günün teknolojik koşullarına uygun bir donanıma bürünmek, okumak
araştırmak, bir değil en azından iki yabancı dili konuşabilmek,
özgüveni yüksek olmak.
Herkesin bildiği bu özellikler çok basit görünse de öncelikle atılması
gereken adımlar.
İşsizliği asıl çözecek siyasi iktidarın uygulayacağı, ayrımcı olmayan
ekonomik politikalardır.
Her bireyin gönlünce bir işte çalışabildiği ortamın oluşmasında,
sosyal adaletin sağlanmasında temel görev siyasi iktidarın.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Artık Yeter

İhmalkarlık, yetersiz önlemler, üstün körü gerçekleştirilen
denetimler, kölelikten farksız çalışma sisteminden ötürü 10 emekçi
daha çileli yaşamlarına veda etti.
İş cinayetleri Soma faciasının acısı daha dinmeden, çirkin yüzünü,
vahşetini bu kez İstanbul'da gösterdi, 10 emekçiyi yaşamdan kopardı.
Bazılarının yazgı diye tanımladığı günde 5 işçinin canını
alan iş kazaları katlanarak artıyor.
Sadece son bir ayda, yani Ağustos ayında 158 emekçi iş cinayetlerinin
kurbanı oldu.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin verilerine göre, Ağustos
ayındaki iş cinayetleri en çok tarım, inşaat, taşımacılık, enerji ve
belediye işkollarında can aldı.
Çalışma yaşamını ahtapot gibi saran, hemen hemen her işyerinde,
işletmelerde yaygınlaşan taşeron işçiler en çok iş kazalarının kurbanı
oluyor.

Sırf muhannete muhtaç olmadan, evine ekmek götürmek için ter akıtan,
çoğu da sosyal güvence ve sendikal haktan yoksun taşeron işçiler,
yetersiz önlemlerle ya yerin yüzlerce metre altında maden ocaklarında
grizu patlamasında göçükten, ya da onlarca metre yükselikteki
inşaatlarda düşerek yaşama veda ediyor.
Her gün yüreklere yeni bir acı, her gün beş emekçinin evine ateş düşüyor.
Mayıs ayında Soma’daki faciadan ötürü dikkatler maden ocakları ve
buralarda meydana gelen iş kazalarına yoğunlaştı.
Aslında, diğer işkollarında da iş güvenliği konusu ‘’alarm’’
veriyor. Bu işkollarının başında da inşaat ilk sırada geliyor.
Madenden sonra en fazla iş kazaları inşaat işkolunda meydana geliyor.
Veriler de bunu açıkça ortaya koyuyor.
Araştırmalara göre, iş cinayetlerinde ölümlerin yüzde 37’si yapı
sektöründe. Buradaki ölümler, madenlerdeki gibi kitlesel olmadığından,
dikkatlerden kaçıyor, gündeme bile gelmiyor.
İnşaat işkolunda neredeyse günde bir veya iki işçi yaşamını yitiriyor.
İnşaatlardaki kazaların çoğunluğu Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük
kentlerde oluyor.
Bunun nedeni de bu kentlerdeki plaza, kuleler gibi çok yüksek
inşaatların bulunması.
İstanbul'daki son acı olay bunu açıkça gözler önüne serdi.
Büyük kentlerde çevrenize dikkatlice baktığınızda bu çok katlı
binaların mantar gibi her yerde türediğine tanık olabilirsiniz.
İşte bu devasa binalarda çalışan işçilerden her gün bir veya ikisi ya
düşerek, ya iskele çökerek can veriyor. Ya da İstanbul'da yaşanan son
olaydaki gibi asansörün düşmesiyle çok sayıda emekçi ölüyor.
Ama bu ölümler kitlesel olmadığından kamuoyunun gözünden kaçıyor.
Ancak, Mecidiyeköy'de 10 işçinin yaşamını yitirmesi ile gözler
inşaatlardaki iş kazalarına çevriliyor, gündeme gelebiliyor.
İhale usulü ile alınan hastane, konut ve diğer kamu binalarının kısa
sürede bitirilmesi baskısı inşaatlarda ölüme davetiye çıkaran en
önemli etmenlerin başında geliyor.
Görüldüğü gibi madenlerdeki kazalar kadar, inşaatlardaki kazalar da
çok kaygı verici, görmezden gelinmeyecek boyutta.
Tüm işkollarında, işyerlerinde iş güvenliği kuralları eksiksiz
uygulanmalı, ekmek parası uğraşındaki emekçiler pisi pisine ölmemeli.
Artık yeter, iş cinayetlerine karşı toplumsal bir sefereberlik başlatılmalı.
Emekçiler, iş kazalarında Avrupa şampiyonu olan değil, sosyal
güvencelerinin sağlandığı, sendikal haklarını çekinmeden kullandığı,
emeğinin karşılığını tamamıyla alabildiği, taşeronluğun önlendiği, en
önemlisi iş güvenliğinin eksiksiz sağlandığı, denetimlerin gereği gibi
yapıldığı bir ülkede yaşamak istiyor.
Türkiye ve emekçileri, bu kötü tabloyu hiç hak etmiyor.

6 Eylül 2014 Cumartesi

Taraftarı Tribünden Kaçırmayın

6222 sayılı spor sahalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine
ilişkin yasa uyarınca Spor Toto Süper Lig ve PTT 1. Lig'e şart koşulan
elektronik bilet uygulaması seyirciyi futboldan uzaklaştırıyor mu?
Spor Toto Süper Lig ile PTT 1. Lig'in ilk hafta maçlarında tribünler
boş, takımlar taraftar desteğinden yoksun kaldı.
Yeni sezonun başlamasını heyecanla bekleyen futbolun en önemli
figürlerinden biri olan taraftar, bu yıl tüm stadyumlarda uygulanmaya
başlanan e-bilet sisteminden ötürü ilk hafta maçlara ilgi göstermedi.
Stadyumlara giriş için alınması zorunlu olan Passolig kartı sahibi
taraftar da sistemdeki arızalar nedeniyle tribünlerdeki yerini
alamadı, takımlar ilk hafta neredeyse seyircisiz maç oynadı.
İlk hafta Türkiye genelinde oynanan 18 maçtaki seyirci sayısı parmakla
sayılır rakamlarda kalırken, bazı maçlardaki gişe geliri hakem,
görevli ve işletme giderini bile karşılayamadı.
İlk haftada Süper Lig'de oynanan 9 maçta yaklaşık 50 bin kişi
tribünlerdeki yerini aldı.

Oysa Passolig yetkilileri 250 bin kart sattıklarını açıklıyor. Bu da
e-bilet sisteminin stadlardaki turnikelerle uyumlu hale
getirilmediğini açıkça gösteriyor.
Sistemdeki arızalar sırf Süper Lig maçlarının stadlarında değil, PTT
1. Lig maçlarınının oynandığı stadlarda da yaşandı.
Passolig sahibi Samsunspor taraftarının, Giresunspor maçı öncesinde
Başkan Emin Kar'a turnikelerdeki sorunlar nedeniyle stada
giremediklerini, soruna çözüm bulunmasını ilettiklerini Haber
gazetesinde okumuştum.
Hazır milli maç nedeniyle liglere bir hafta verilmişken sistemdeki bu
sorun giderilmeli, seyircinin stada girmesindeki engeller ortadan
kaldırılmalı.
Kimsenin ne seyirci futboldan soğutmaya, ne de takımları taraftarından
yoksun bırakmaya hakkı var.
Taraftarın ilgisinin az olduğundan yakınan Passolig'in sahibi şirket
veya banka, Türkiye Futbol Federasyonu ile kafa kafaya vererek, bu
uygulamayı seyirciye nasıl sevdirebiliriz, nasıl daha çok kart
satabilirizin değerlendirmesini yapmalı. Tabi takımların da görüşleri
alınarak.
Aman dikkat seyirci taraftar tribünden soğursa, uzaklaşırsa bir daha
geri döndürmek çok zor.
Tüm stadı attığı ilginç sloganlarla inleten, takımların itici gücü,
futbolun en önemli figürü olan seyirciden yoksun maçlar hiç renkli
olmaz, çekilmez, televizyonda izleyene bile keyif vermez.
Son söz taraftara, takımınızı kırmadan, dökmeden, küfür etmeden
sahiplenin, destekleyin, aranızdaki şiddet eğilimlilerini soyutlayın.
Yoksa kaybeden hem siz, hem de takımınız olur.